İnsanlık tarihinin bize tuttuğu ışığa bakıldığında, teknolojinin ve insanın daima iç içe ve birbirinden beslenen aynı zamanda da sürekli karşılıklı bir dönüşüm ilişkisi içinde olduğu görülmektedir. İnsanoğlu, İhtiyaçlarını karşılamak için basit taş aletlerden günümüzün yapay zekâ sistemlerine uzanan bir evrim geçirmiştir. Bu uzun yolculuk, “Teknoloji mi insanı geliştirir insan mı teknolojiyi geliştirir?” sorusunu bir soru olmaktan ziyade varlıkta bulunmanın tezahürü olarak, yeniden sorgulamaya ve anlamlandırmamıza neden olmuştur.
Bu soru, yalnızca bir teknik ilerleme tartışması değildir. İnsanın kendini nasıl tanımladığına dair, toplumların nasıl yönlendiğine ve geleceğin nasıl şekilleneceğine dair aslında küresel bir sorgulamadır.
Farklı bir bakış açısıyla ele alacak olursak bu konuyu, şöyle de diyebiliriz; İnsan teknolojinin yaratıcısıdır. Merak, keşif, ihtiyaç ve hayal gücü; teknolojik yeniliklerin temel itici güçleridir ve olmazsa olmaz halleridir. Hayat yolculuğunda insanlığın önüne çıkan sorun ve problemler, aslında İnsanın bulunduğu ortamdan geçmektedir. Başka bir sürece geçiş yapabilmesi için, zihninin problem çözme kapasitesini geliştirmesi demektir. Biraz da geçmişe doğru baktığımızda yani tarihin şahitliğinde karşılaştığımız keşif ve icatları görmekteyiz. Mesela, tekerlek, arabalar, matbaa, uçak, elektrik, internet ya da bugün gelişimini sürdürdüğümüz dijital ekosistemler böyle sorun ve problemler olmasaydı ortaya çıkamazdı. Yani birşeylerin var olabilmesi için, bazı sorunların olması gerekmektedir. Ya da üretilemesi için diyelim, ya bir sorun olacak ya da insanların çözüme kavurşturması gerekeceği ihtiyacı olacaktır. Bu nedenle teknoloji, insan zekâsının bir ürünü, bir yansımasıdır demek en doğrusu olacaktır. İnsanlığın bu deneyimlerden ortaya çıkardığı kültürel birikimi ve bilimsel bilgi düzeyi artmıştır. Teknoloji de buna paralel olarak gelişmiştir ve insanlık var olduğu sürecede gelişmeye devam edecektir.
Teknolojiye Bakış Açınız Yön Vermektedir
Ancak bu ilişkide yalnızca insan yönlendirici değildir. İç içe girift bir ilişkinin birbirinde varlık bulması, teknolojiye de insanı dönüştürme fırsatı vermiştir. Bu sayede ise modern tıp sonunda, kadim bütünsel tıp ile birlikte hareket etmeyi kabul etmek zorunda kalmıştır. Hatta bu birliktelikten doğan sonuçlar insan ömrünü uzatmıştır. İletişim teknolojileri sınırları ortadan kaldırmıştır. Yapay zekâ ve otomasyon, düşünme biçimimizi ve çalışma modellerimizi yeniden evirmiştir. Bugün teknoloji, bireylerin hayatlarına dokunabilecek öğrenme hızından sosyal etkileşimlerine, ekonomik yapıdan tutun küresel siyasete kadar geniş bir alanda insan davranışlarını, beklentilerini ve yaşam biçimlerini belirleyici bir konum haline gelmiştir. Kısaca teknolojinin olmadığı bir hayat insanın da kendisini yok saydığı bir hayat tarzıdır. Evet, biraz iddialı oldu ama durum tam anlamıyla bu şekildedir. Örneğin, afrika da halen bu ilkel kabileler vardır orada teknoloji yok mu sanıyorsunuz? Bir hayvanı avlamak için yapılan odundan oklar bile aslında teknolojinin en ilkel halini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda teknoloji, insan gelişiminin hem aracı hem de yön verici bir unsuru hâline dönüşmüştür.
Teknoloji insanı geliştirir, insan teknolojiyi geliştirir.
Dolayısıyla insan ve teknoloji arasındaki ilişki tek yönlü hiçbir zaman olmamıştır. Döngüsel bir nitelik taşır. İnsan teknolojiyi geliştirir, teknoloji ise insanın yeteneklerini genişleterek onu yeniden geliştirecek kapasiteyi ortaya sağlar. Çünkü, insan maddeyi en güzel biçimde işleyebilme yeteneğiyle donatılmıştır. Bu yetenekler ve karşılıklı etkileşim, ilerlemeyi mümkün kılan temel dinamizm ortaya çıkarmıştır. Ancak bu etkileşimin gelecekte nasıl bir şekil alacağı, insanın ürettiği bu değerler onun varlığına hizmet eder mi? yoksa insan kendi varlığının hakikatinden mi uzaklaşır, bunlar sürecte insanın deneyimleyerek görebileceği olaylar olarak yaşayacaklarındandır. İnsanlığın değerleri ve etik ilkeleriyle uyumlu bir şekilde yol alacak olan teknolojik gelişmeler, fayda eksenlidir. Zira teknolojinin gelişiminde insanın rolü yalnızca yaratıcı değil, aynı zamanda sorumlu olmasıdır.
Konunun başındaki soruya gelecek olursak sorunun tek bir cevabı yoktur. Çünkü, bu iki unsur birbirinden bağımsız düşünülemez. Var olmanın, zihindeki oluşumun yaşamda beden bulmuş halidir. Yani, insan varsa teknoloji vardır. İnsan teknolojiyi geliştiren güçtür. Teknoloji ise insan eli değmeden kendiliğinden gelişebilecek bir güce sahip değildir. Bugün ne kadar robotsal yenilikler söz konusu olsada insan olmadan yeniliklerin yolu açılması mümkün değildir. İnsan eliyle güç bulan teknoloji insanın hem bireysel hem toplumsal düşüncesini dönüştürerek onun gelişimine katkıda bulunur. Önemli olan, bu döngünün insanlığın ortak yararına hizmet edecek şekilde dengelenmesi ve yönlendirilmesidir. Teknoloji insanı geliştirir, insan teknolojiyi geliştirir. Esas mesele, bu karşılıklı gelişimin insanlık için sürdürülebilir ve etik bir geleceğe taşınabilmesidir.


