Hayatlarımız ayrı iki sahnenin akıntısın da, biri dünyanın gerçek yüzü diğeri ise ekranların arkasında kurguladığımız dijital alem. Ve çoğunlukla bu iki dünya birbirine karışmakla kalmıyor, Kimlik, kişilik, karakter gibi insani değerleri de alt üst ediyor. Sosyal Medya Dostluk ve Aşk İlişkilerini Nasıl Şekillendiriyor?
Dostluklarımız, arkadaşlıklarımız, aşklarımız, hayal ettiklerimiz, umduklarımız, bulduklarımız buluştuklarımız, buluşamadıklarımız ve hatta hayal kırıklıklarımız, özlemlerimiz bile zaman zaman sosyal medyanın görünmez müdahalesiyle şekilleniyor.
An içerisinde bir dostumuzun, arkadaşımızın iyi olup olmadığını yüz yüze görüşerek değil, ancak sosyal medyada paylaştığı bir fotoğraftan anlamaya çalışıyoruz. Mutluluklarını, depresif hallerini ancak bir araya geldiğimizde fark ediyor ve öyle bilgi sahibi oluyoruz. Sosyal medya, ilişkilerimiz, dostluklarımız için bize güzel bir kapı araladı. Fakat o kapıdan zararlı ışınların girmesinede göz yumdu. Önceden dost olmanın ilkeleri, bir arada olmayı ve kaliteli vakit geçirmekti. Hayatın iniş çıkışlarında birbirine destek vermeyi yeğlerken şimdilerde” mavi tiklerden”,” görüldü” lerden,” like” lar ve” çevirim içi” olmaktan geçiyor.
Dünya, interneti insanlar arası ilişkide bir çok bilgiye hızlı, anında ve saniyeler içinde erişimi sağlamaktadır. Kâinat internetinin ise bağlantılarını zayıflatıyor yada kesiyor. Yani yaradanla olan bağlantı kopuyor. Birilerinden bize gelecek mesajın gecikmesine takılı kalırken, ilahi sistem ve işleyişinin bizimle olan bağlantısında bizi doğruya yönlendirecek meajlarını kaçırıyoruz. Anında herşeyden haber alma beklentisi içerisinde olmak; Sabırsızlık, güvensizlik, doyumsuzluk, gibi duyguları iyice perçinleştiriyor ve ilişkilerde de”acaba” ları çoğaltarak insanı başka evrelere taşıyor.
İnsanı hayatta güzelliklerle buluşturmaya yönlendiren ve sevgiye açılan kapıyı aralayan aşk’ a gelince, sosyal medya bu değere kolay ulaştırıp ve çok daha kolay bitmesinin yollarını gösteriyor. Bu iyi yada kötü bir şey değil. Hangi pencereden bakıp meseleyi değerlendirdiğinize bağlı anlam kazanır.
Üst bilinçte iseniz, bu sizin için nötr, tarafsız ve yargısız bir durum olarak değerlendirilir. Alt bilinçte iseniz taraflı ve yargı içerisinde sizin gündeminizde dedikodu malzemesi olur.
Hayatın bir yerinde biriyle tanışma fırsatı doğduğunda, önceleri uzun araştırmalar yapar, yüz yüze görüşür kendisinden aldığımız bilgilerle emin olur yada olmazdık. Şimdi ise çok önceden sosyal medyada kişi ile bilgilere rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Sosyal medyadaki fotoğraflar, mutlu mutsuz haller, hayat hikayeleri, eski ilişkileri, neleri sever neleri sevmez gibi. Kısacası kişi hakkında bu ön bilgilere rahatlıkla ulaşıp merakımızı giderebiliyoruz. Ve bu verilerle bir ilşkiye adım atabiliyoruz. Ne kadar doğrudur! Tartışılabilir.
Sosyal Medyada Maske Kültürü: Gerçek Kimlik ve Dijital Benlik Arasındaki Çatışma
Gizemli olmak , araştırmak, sormak öğrenmek, merak etmek de bu arada değerini yitiriyor.
Sosyal medya insanlara maske ile var olmayı öğretti. Maskeler gerçeği yansıtmaz. Aynaya maske takarak bakarsanız gerçek suretinizi göremezsiniz. Ve bu bir aldanmışlıktır. Aynada gerçek suretini göremeyen , hayattada gerçek olmayan sahte yüzlerle karşılaşır. Bu sizin hayata nasıl baktığınızın yansımasıdır.
Sosyal medya bir mecra, bir mahalle. Siz bu mahallede nasıl yaşamak isterseniz onu var edersiniz. Dolayısıyla senin var ettiğin durum ve seçimlerin hoş olmayan bir yaşama dönüşmşse bu mahallenin mekansal olarak suçu değildir. Tamamıyla senin yaşam enerjindeki negatifliğin bir yansımasıdır. Bunu pozitif tarafıylada düşünebiliriz.
Çünkü bu bir mahallede varlık bulan hayatın dengeleridir.pozitifin varlığı negatife, negatifin varlığı da pozitife muhtaçtır.
Dolayısıyla insanla beraber var olan teknoloji onun elinin dokunduğu ve yönlendirdiği tarafa doğru meyleder. Aynı zamanda, teknolojinin hayatta varlık bulma biçimi, insanoğlunun dünyaya bakışını, niyetini, maksadının ne olduğunu net bir şekilde ortaya çıkarır.
Sosyal Medyada Sahte Mutluluk Yarışı ve Kıyaslama Kültürü

Sosyal medyanın oluşturmuş olduğu görünmeyen rekabet anlayışı, ilişkilere yeni bir tanımlama getiriyor. ” Mutlu görünme” sahnedeki yüz bu. Kişi yada çift eğer böyle bir görüntü sunamadıklarında dışarıdan bu ilişkilerinin kendilerini eksik, ezik, zayıf olarak yansıttığına inanmaya başlarlar. Ve onlar için bu bir sorun haline gelebilmektedir. Dışarıdan mükemmelmiş gibi gözüken bu ilişkiler içeride farkında olmadan müthiş bir manevi çöküntü de oluşturabilmektedir.
Kıyaslamalar, ekrandaki kişiliklerin, çiftlerin aşırı abartılı gülümseme hallerini yansıtan fotoğrafları, romantizmin derinliklerinde gezinmeler, sadece kendilerine ait olabilecek özellerini dahi paylaşmaları, eleştiriler de alsa, belli bir kitle tarafından ben neden bunlardan geri kalıyorum sorusunu sorun haline getirebilir. Sanıyormuyuz ki gördüklerimiz bir gerçekliktir. Hayır tabiki değil. Olamaz da. Çünkü, olduğunun dışında yansıtılan şaşalı, süslenmiş, özenle seçilmiş medyatik görüntüler ve söylemler, hiçbir zaman olanı olduğu gibi yansıtmaz. Beynin gerçek olarak algıladığı bu illizyonlar, hayatta karşılık bulmayınca ciddi bir darbeyle kişi kendine gelir. Soluğu psikoloklarda yada psikiyatristlerde alır. Eğer derinlerde uyumuyorsa!
Dikkat edecek olursak, sosyal medya bir ilişkiyi nasıl başlatıyorsa öylede bitirebiliyor. Beğenilerdeki yanlışlıklar, hesapların gizliliği, geçmişle bağlantısını koparamayan sevgili ve aşk hikayeleriyle var olma duygusunu ekrana yansıtanlar, yorumlar. Bir bakmışsınızki kişi kendini ya dışarıda bulmuş, yada o sohbetten çevirimiçi olmaktan çıkarılmış. Bütün bunlara rağmen sosyal medyanın ürettiği güzellikleride göz ardı edemeyiz. Dostluk, arkadaşlık, sevgi aşk gibi ilişkilere tamamıyla zarar verdiğini söyleyemeyiz. Bu konularda faydalı hizmetler verdiğini, uzakları yakın ettiğini, özlemleri az da olsa giderdiğini görebiliriz. Hatta kişiye kendini ifade etme becerisi kazandırdığı gibi özgürlük ve eşitlik fırsatı sunar. Grub ve kişilerle bağlantıda olmayı sağlar. Dolayısıyla sosyal medya ve bu konudaki teknoloji, bizim onu nasıl konumlandırdığımızla doğru orantılıdır.
Bilgiden Hâle Filtrelerin Ötesindeki Hayat
Sonuç olarak; Sanal dünyada yetiştirdiğimiz bir salatalığı, domatesi dalından koparıp yiyemeyiz. Kokusunu, tadını ve lezzetini alamayız. Toprağa dokunup negatif enerjimizi atamayız. Belki onları nasıl yetiştireceğimize dair bilgi sahibi olabiliriz. Evet olabilir. Fakat şunu daima hatırlayalım ki, bilgi hale dönüşmeyince fayda vermez. Hal ile mahal arasındaki ilişki birinin diğerini doğurmasıdır.
Yani hali cennet olanın mahalleside cennet olur. O halde dijitali hale dönüştürdüğümüzde, dünyayı ve onun varlığındaki güzellikleri ilişkilerimize vasıta yaparız. Çünkü hiçbir filtre, bir insanın gözlerindeki sıcaklığın yerini tutamaz. Hiçbir “story” bir muhabbetin güzelliğini ve derinliğini veremez. Ve hiçbir “like”
Gerçek bir iletişimin ve temasın hissiyatını iyileştiriciliğini veremez.
Sosyalleşme insan tabiatının tezahürüdür. İnsan var olduğundan beri böyle bir süreci yaşamaktadır. Bu bir ihtiyaçlılık halidir. Bu alış verişin alma ve verme dengesinin hayatta varlık bulacağı zemindir. Sadece bugün yeni bir form ile karşı karşıyayız. Önemli olan, bu formun hayatta olma biçimini kabul etmekten geçer. Onunla bir uyum içerisinde kendi varlığımıza hizmet edecek şekliyle kullanabilmektir. O halde gelin; Kendini yönetebilen, kendiliğini an içerisinde var edenlerden sizde olun.
Varlığından memnun olan, İnsanlığın hayrına üreten, fayda alan ve fayda veren ve daima sevgiyle, aşkla, huzur ve mutlulukla teknolojik gelişmelerle buluşan olalım.


