Modern hayat kendi içinde ürettiği yaşam biçimiyle, her alanda olmasa da neredeyse insanın hayatının çoğunluğunu kuşatacak biçimde bir çevirim içi hapisanesi oluşturdu. Bu hal çoğu insanın farkında olmadan içine düştüğü bir girdap ve daha ötesi bir yaşam biçimi haline geldi. Bildirim sesleri, kaç tane beğenim var, acaba yorumlarda ne yazıyor, şu kişide beni onaylamış mı?

Dışarının kişi üzerindeki bu kuşatıcı onaylama etkisi , zamanla bilinç altında bir paket program oluşturuyor. Ve zihinde oluşan sesler ona diyor ki: Sen kendi içsel onayını alamadığın için, dışarının onayına ihtiyacın var. Böyle devam et. Bu bilinç altı mesajlar süreçte gerçeğin haline geliyor. Bu “çevrimiçi olma” alışkanlıkları kişiyi gerçek hayattan koparıp, kendi öz değerinden uzaklaştırarak kendine yabancı hale getiriyor.

Mavi tikler, kırmızı noktalar, okunmamış mesajlar, olumlu olumsuz yorumlar, aşırı derecede takipçisi olunan fenomenler ve daha ötesi. Derken kişi yaşaması gereken hayatı ıskalamış. Başka dünyalarda başkaların hayatını yaşar hale gelmiş. Bu ona huzur ve mutluluk getirmemiş . Çünkü kişi kendi merkezinde olmadığı için “An”dan kopmuştur. An”ın tadını ve lezzetini alamaz hale gelen insan, daima çevirim içinde, kulağı bir şeyler duyma peşinde olduğundan, geçmiş ve gelecek duygulardan kendine bir hapisane oluşturmuş olmanın bunalımını yaşar. Bu arada da zaman akıp gider. Giden zaman mıdır? Yoksa kişinin ömründen midir? Ona bu hayatta ikram edilenlerin ve onun bunları kullanma süresi bittiğinde cevabını almış olur.

Günün her anında neden ulaşılabilen olayım?

Kişi kendine sormalı değil mi? Günün her anında neden ulaşılabilen olayım? Neden çevirim içi olup zihnim dışarının doldurduğu bir çöplük haline gelsin? Ben neden kendime bunu reva görüyorum. Neden varlığımın ve var oluşumun farkında değilim? Burada olmamın bir gayesi yok mu? Ben dünyaya olmaya geldiğim kişi miyim? Yoksa olmamı istedikleri rolün temsilcisi miyim? Ben hangisiyim? Ve en önemlisi böyle bir durumun bana şu soruyu sorma fırsatı yarattığını görebilmeliyim.
Ben kimim?

Çevirim içi olarak aldığımız cevaplar dışarının zihnimize fısıldayıp kodladıkları mı? Yoksa içsel barışımızın yaradanla kurduğu bağlantıdan mı? Ancak, Kişi bu soruya samimiyetiyle ve kendine dürüst olma şartıyla cevap verebilir. Çevirim içi olmanın oluşturduğu yaşam biçimi kişilerde tuvalet ihtiyacı giderirken bile, kendisini kontrol eden dışarıya bağımlılığını ve bağlılığını, itaatkarlığını gelen telefon bildirilerine cevap vererek ispat etmiş olur. Aslında bu davranış biçimleri ciddi psikolojik sorunlar oluşturur. Kişi fark etmeden derin yaralar almış olur.

Sabahları ilk iş yataktan kalkan insan yüzünü yıkardı. Şimdi ise telefona gelen bildirimlere bakıyor. Gece yatmadan önce son kez sosyal medyayı kontrol ederek yatağa giriyor. Ve bu durum insanların rutini haline geliyor. Nefes alıp vermek kadar normalleşen, bir kafede, bir kıraathanede, eşiyle, dostuyla, arkadaşlarıyla otururken, muhabbet esnasında zihninin bir kısmının dijital dünyaya kaydığını farkediyor. Psikolojik olarak bu durum ele alındığında şunlarla karşılaşılır;

An’ da olamama korkusu!

An’ da olamamak, anın kendisine sunduklarından mahrum kalmak. Anda kalma becerisinin zayıflaması, özellikle gençlerde dikkat dağınıklığı, odaklanma sorunu ve zihinsel yorgunluğa sebebiyet verdiğidir.
Çevirim içi olmanın yarattığı psikolojik sorunlardan biri de kişinin gelen bildirimlere karşı” cevap verme mecburiyeti” sorumluluğunu kendisine vazife edinmesidir.

Her an bir bildirim gelir beklentisi insanlar üzerinde ciddi bir stres oluşturduğu gibi, yaşamıda kontrol altına almaya başlar. Sonuçta psikolojik olarak, stres, huzursuzluk, yorgunluk, gerginlik ve kalitesiz bir yaşam hayata hakim olur.

Sadece bunlarla kalmaz. Şöyle bir etkiyide ortaya çıkarır; ” Kaçırma Korkusu” FOMO” Yani, Kendisi dışında başkalarının hayatını daima görüp gözeten, onlardan haberdar olan. Bu durumdan keyif alan, Sosyal medyada sunulan hayatların çoğunun sahte olduğu, kusursuzluk, başarı hikayeleri, samimi olmayan sadece flaşların patladığı anda ki kahkahalar, gerçekle ilişkilendirilemeyecek kadar uzak olan bu durumlar kişide psikolojik olarak yetersizlik ve tatminsizlik duygusu oluşturabilir. İnsan böyle bir yaşamı izlerken kendi yaşamının başrol oyuncusu olmayı maalesef kaçırıyor.

Bir anne düşünün, çocuğuyla vakit geçirip oyun oynuyor. Aynı zamanda telefondaki mesajlara cevap verip vazifesini ifa etmeye çalışıyor. Bir öğrenci keza ders çalışıyor. Telefon baş ucunda telefonla ilgilenmekten derse odaklanamıyor. Bir grub arkadaş bir araya gelmiş, gaye birlikte vakit geçirmek, maalesef zihinlerindeki birliktelik kodu telefonla ilgilenmek olarak anlam buluyor. Bunların ve benzer olayların oluşturmuş olduğu davranış biçimleri, insanı kalabalıkların içerisinde de yalnızlaştırmıştır.

Ortaya çıkan bu durum, yani çevirim içi olma hali insanların yalnızlığını daha da arttırmıştır. Bu sanal dünya insanın birbiriyle, yüzyüze görüşerek konuşarak birbirinin mimiklerinden ve hareketlerinden oluşacak enerjiyi tamamıyla absorbe edip ruhsuz tatsız bir ortam oluşturmuştur. Birbirini görmeden tanımadan her türlü doğru yalnış sözler sarf etme cesareti vermiştir.

Buraya kadar bahsettiklerimiz çevirim içi olma bağımlılığının kişide oluşturduğu durum tespitleridir. Burda önemli olan hayatımızda yer alacak olan her teknolojik gelişmeye karşı bir bilgi, bilinç ve hassasiyet içerisinde olabilmektir. Teknoloji insanın varlığı ile beraber yol almaktadır. Onun için hayatın bir parçasıdır. O zaman asıl mesele insanın teknolojiyle ilişkisini yeniden belirleyerek yol almasıdır.
Biraz daha kişinin kendisine dönük içsel alemdeki yolculuğunu dışa çıkaracak yaşam var etmesi, kendi merkezinde kendini yönetebilen , kendini yönetebildiği için zamanı değerli kılan, gerektiğinde ekranlardan uzak durabilen, çevirim içi değil çevirim dışı kalabilmeyi becerebilen, bireysel ve toplumsal ilişkilerinde değerini varlığından bilen bir bilinçle hayatı yaşamaktır.
İşte! İnsan o zaman sessizliğin içinde bir sesle buluşur huzurun kendisi olur.

Share.

Exit mobile version