Zaman, insanın hayatında akıp giden bir nehir gibi anlatılır hep. Oysa ki çoğunlukla nehrin akışını bir kenarda bekleyip izleyen biziz. Vaktin azlığından ya da yetmediğinden şikâyetleriniz. Asıl meselenin bu olmadığını iç sesimizi dinlediğimizde bize söyleyeceğini de biliriz. Biz çoğunlukla enerjimizi, dikkatimizi verdiğimiz boş şeylere, vakti öldüren diriltmeyen meşguliyetlere yönlendirdiğimizden, önceliklerimizi yönetememe problemi yaşarız. Bu da bize sanki vakit yetersizmiş gibi bir duygu yaşatır. İşte tam da burada asıl soru kendini hissettirir: İnsan kendini yöneterek zamanı yönetebilir mi?

Cevap ne zor ne de karmaşık. Çünkü başka yolu yok.

İnsan zamanı değil, ancak kendisini tüketir

İnsan zamanı değil, ancak kendisini tüketir. Zaman, insanın varlığıyla birlikte var olur. İçinde var olunan, bütün canlıları kuşatan bu olguya hiç kimse hiçbir şekilde müdahale edemez. Yapılan her bir eylemin kendisinde anlam bulduğu ve kayıt altına alındığı yaşamsal bir sahnedir. Bundan dolayı insan yaptıklarıyla vardır. Zamanda buna şahitlik eder.

Öyle ki, bu varlığa müdahale edebildiğini söyleyenler, zaman yönetimi adı altında belki de yüzlerce yöntem var ettiler. Ajandalar oluşturdular, listeler yaptılar, renkli planlamalar ve daha ötesi. Bütün bunların hepsinin ortak bir özelliği var. Hiçbir zaman hiçbiri hangi sıralama ve düzende olursa olsun, bizi bizden koruyamayacağıdır. Çünkü asıl olan dakikaları zamanı hizaya sokmak değil, zihni hizaya sokabilmektir.

İnsan, ilk önce kendi düşüncelerini, duygusal tepkilerini ve bunlardan ortaya çıkan davranış ve alışkanlıklarını yönetmeyi başardığında Zaman kendiliğinden düzene girmiş olur. İnsana ayna tutar ve kendi yaptıklarına şahit kılar. Bir irade disiplini kendini planlamaya dönüştüğünde, işte o zaman insan “zamanın” kendi lehine çalıştığını fark eder.

Aksi halde en kusursuz olduğunu düşündüğün bir plan bile bir bildirim sesiyle, tembellik yapıp oluşturduğun erteleme isteğiyle, hoşuna gitmeyen bir davranışın sonucu motivasyon düşüklüğüyle bozulabilir hale gelir.

Önceliklerini belirleyip netleştiren ve değeriyle aynı hizada olan zamanı kendi lehine kullanır ve onu dizginler.

Ben varım. Varlığımla olduğum gibi kabuldeyim

Kendini yönetebilmenin ilk adımı, “Ben varım. Varlığımla olduğum gibi kabuldeyim. O halde benim için önemli olan ne?” iç ve dış dengeyi gözeterek samimi bir şekilde bu soruya cevap verebilmektir. Çünkü kendi önceliklerinin farkında olmayan, zamanı başkalarının önceliklerini gerçekleştirmek için kullanır.

Günün yorgunluğu dediğimiz ve nedenini bir türlü kavrayamadığımız durumlar, tamamıyla boş ve gereksiz işlerin çokluğundan kaynaklanır. Bu durumdan özgürleşebilmenin yolu, neyi ne için yaptığını bilerek, kendini planlayabilmek ve yönetebilmekten geçer. İnsan böyle bir durumda seçmeyi bilir, zamanı kendisi için genişletmiş ve” zaman yetmiyor “bahanesini ortadan kaldırmış olur.

Düşüncelerini, duygularını yönetebilen, zihnini kontrol edip onun efendisi olabilen, zamanın akışı içerisinde dilediği hayatın sahibi olur. O hayat onda öyle varlık bulur ki; zamanı öldürmek için uğraşmaz, tembellik etmez, kendini ertelemez, bir şeyin illa da kendi dediği şekilde yaratılması noktasında mükemmeliyetçi davranmaz, başarısızlık kaygısı çekmez, kendini yöneten bir kişi olarak düşüncelerinin, duygularının ve davranışlarının efendisi olarak direksiyonu elinde tutar.

Böylelikle zamana hâkim olma çabasını bırakarak, kendi iç sesine kulak verip onun ritmi ve ahengi ile ilahi yasaların onda tecelli edeceği varlığında huzur bulur. Öz benliğinin zamansızlığında akıp gider.

Özle Buluşma ve Özgürlüğün Yolculuğu

Bu bir disiplindir. İlahi işletim sisteminin senin varlığına hizmet edeceği bir disiplin. Zaman içerisinde Özle buluşma ve özgürlüğün yolculuğu.

Çoğu kimse disiplini bir kısıtlama olarak görebilir. Halbuki doğru anlayıp kavranıldığında tam tersi olduğu fark edilir. Yani hayatın akışında kendini disipline eden kimse, zamanını insafsızca harcayıp, rastgeleliğe terk etmez. Bir düzen ve özgürlük alanı oluşturarak, yaşamda olmanın tadını çıkarır. Varlık ona hizmet eder. Çünkü o olması gerektiği yerdedir. Bütün planları bunun üzerinedir. Neyi ne zaman yapacağını bilir. Zihni onun kontrolündedir ve boşalmıştır. Üretkenliği artmış, stresi azalmıştır.

Güzel bir söz ile ifade etmek gerekirse, zaman olabildiğince cömert, geniş ve aynı zamanda hizmete hazır. Yeter ki insan kendini yönetebilsin.

Sonuç olarak, zaman yönetilemez. Zaman yönetimi deyimi bir illüzyondur. Çünkü ancak insan kendini yönetebilir.

Güneşin doğuşuna ve batışına müdahale edebilseydik, işte o zaman zamanı yönetebilirdik. Her akli selim insan bilir ki bu mümkün değildir. O halde, İnsan kendi iç alemini, davranışa dönüşmüş alışkanlıklarını yönetebildiğinde zamanın akışına uymak yerine, kendi varlığına hizmet edecek bir yaratımda bulunarak, zamanın ona sunacağı güzelliklerle an içerisinde buluşmanın keyfini yaşar.

Kendini yönetebilen özüyle bağlantıda olandır. Öz yönetim yaratanın bu bedende varlık bulmasının tezahürüdür. Bu tezahürde huzur, mutluluk, sevgi, eminlik, barış, dostluk ve kardeşlik vardır. Öteki diye bir şey yoktur.

Share.

Exit mobile version